Albert Camus Hakkında Bilinmeyenler

7 Kasım 1913’te Cezayir’de Dünyaya gelen Albert Camus, [Alber Kamü olarak da telaffuz edilir] kendisini herhangi bir akım filozofu olarak tanımlamaz, “absürdist” ya da “varoluşçu” tanımını kabul etmez. (Absürdizm: Saçma, uyumsuzluk felsefesi) Buna rağmen Albert Camus, absürdizm akımının öncülerinden bir futbol sevdalısıdır. Arkadaşı Charles Poncet “futbol mu, tiyatro mu” diye sorduğunda, “Tereddütsüz futbol” cevabını da ekler. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi de olan Camus, Rudyard Kipling’in ardından bu ödüle sahip olan en genç yazar unvanına 1957’de kavuşur. Ödülü aldıktan 3 yıl sonra, 4 Ocak 1960’da bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Öldüğünde 46 yaşında olan Albert Camus, 20. yüzyılın en başarılı Fransız yazarlarından biri olarak tanımlanır.


albert camus kimdir

Yoksul bir aileden gelen Camus, 1. Dünya Savaşı yıllarında babasını kaybetti. Annesi o yıllarda evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalışan bir İspanyoldu. 1923 senesinde liseye, devamında da Cezayir Üniversitesi’ne kabul edildi. Üniversite yılları esnasında sıhhati bozuldu ve 1930’da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite futbol takımının kaleciliğinden ayrılmak  zorunda kaldı. Bunun devamında çeşitli işlere devam eden Camus, felsefe eğitimini ancak 1936’da bitirebildi. 1934’te ülkesinin Komünist Partisi’ne katılsa da üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla atıldı. Morfin bağımlısı Simone Hie’yle 1934’te ilk evliliğini yaptı, evliliği eşinin sadakatsizliği yüzünden son buldu. 1935’te kurduğu “İşçinin Tiyatrosu” (Théâtre du Travail) 1939’da kapandı. Aynı yıl, verem hastalığı yüzünden Fransa ordusuna kabul edilmez. 1940’ta matematikçi ve aynı zamanda piyanist Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945’te Catherine ve Jean adlı ikiz çocukları oldu.

İlk Dünya Savaş’ının ilk günlerinde pasifist olarak kalsa da, Paris’in Almanlar tarafından işgali ve 1941’de komünist gazeteci Gabriel Péri’nin önünde idamı sonrası fikirleri değişti. Naziler’e karşı kurulan Fransız Direnişi’ne katıldı. Aynı sene yazarın ilk eserleri olan “Sisifos Söylencesi” ve “Yabancı” tamamlandı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika’yı gezerek Fransız varoluşçuluğu konusunda dersler verdi. 1949’da verem hastalığının ilerlemesi sebebiyle iki sene boyunca inzivaya çekildi ve “Başkaldıran İnsan” yayımlandı. Bu eser, Fransa’daki birçok sol görüşlü arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmaz ve Sartre’la tamamen yolları ayrıldı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus’yü kitap yazmaktan ziyade tiyatro oyunları çevirmeye yöneltti. Camus, politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkan bir düşüncedeydi. 1950’lerde insan haklarına kendini adadı. İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü.

albert camus

1954’te Cezayir Bağımsızlık Savaşı başladığında kendini bir ikilem içinde buldu. Cezayir’in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunsa da; bütünüyle bağımsızlığı desteklemiyordu. Nobel’i aldıktan sonra büsbütün artan ünü, onu XX. yüzyıl Dünya edebiyatının zirvesine yerleştirdi. Fransız sol entelektüelleri, Cezayir konusundaki hareketsizliğini savunan Albert Camus’nün; Cezayir’de yaşayan annesinin güvenliği konusunda meraklandığı için böyle davrandığını savunarak yazarı eleştirdi. Veba (La Peste) (1947), Yabancı (L’Étranger) (1942), Düşüş (La Chute) (1956), Mutlu Ölüm (La Mort heureuse) (ölümünden sonra, 1970) ve İlk Adam (Le premier homme) (ölümünden sonra, 1995) yazarın ünlü romanlarıdır.

Albert Camus nasıl öldü?

Albert  Camus, 4 Ocak 1960’ta, Fransa’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Mantosunun cebinden bir tren bileti çıkar. Büyük bir ihtimalle Camus, trenle yolculuğu planlasa da arkadaşıyla birlikte otomobille dönmeyi tercih etmişti. İronik biçimde, Camus daha önceleri en absürt ölüm şeklinin sorulması üzerine, trafik kazasında hayatını kaybetmeyi bunlardan biri olarak niteler. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobil sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus’yle birlikte hayatını kaybetti.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir