Ayasofya ve Tarihi

Ayasofya’nın müze olmasına ilişkin karardaki Atatürk imzasının sahte olduğunu iddia eden Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı ve MHP Grup Başkanvekili  Yusuf Halaçoğlu, Ayasofya’nın müze olarak kullanılamayacağını savundu. Ayasofya’nın tekrar cami haline getirilmesi için TBMM Başkanlığı’na teklif sunan Halaçoğlu, karara ilişkin iki tarihi belgedeki Atatürk imzalarının farklı olduğunu Emniyet Genel Müdürlüğü’nün de doğruladığını vurguladı. Halaçoğlu, konuya ilişkin ilk kez gün ışığına çıkan belgeler bulunduğunu belirtti. 

Sayın vekil tarafından kullanılan ifadeyi sizlerle paylaşıyoruz:

Ayasofya Atatürk’ün imzası sahte bir biçimde taklit edilerek hukuksuzca müze haline getirilmiştir. Müze olarak kullanılması mümkün değildir. Mevcut karar Resmi Gazete vb hiçbir resmi devlet yayınında yayınlanmamış, konuyla ilgili herhangi bir kayda da rastlanılmamış. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından 07.06.1995 tarihinde, Ayasofya Kararnamesi’nin Resmi Gazete’de yayımlanıp yayımlanmadığına dair verilen bir dilekçeye 14.06.1995’te Genel Müdür Özgür Erkman imzası ile ‘24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmadığı tespit edilmiştir’ cevabı veriliyor. 1924 tarihli anayasaya göre de, bugünkü anayasaya göre de tasarı, teklif ya da kararnamelerin, yasa ya da KHK olabilmeleri için cumhurbaşkanlığı onayından sonra Resmi Gazete’de yayımlanmaları gerekiyor. Ama Ayasofya için böyle bir durum söz konusu değil. Açıkça hukuksuzluk olduğu görülüyor. Mustafa Kemal’e Atatürk soyadının verildiği 2587 sayılı kanun, Resmi Gazete’de 27.11.1934’te yayımlandı. Atatürk’ün sözde imzasının bulunduğu Ayasofya kararnamesinin tarihi ise 24.11.1934. Bu durumda, 3 gün öncesinden Atatürk’ün kararnameyi imzalamış olması da mümkün değil. Burada açıkça bir sahtecilik söz konusudur. Bütün bunları alt alta sıraladığınızda burada bir imza sahteciliği bulunduğunu söylemek kaçınılmaz. Ayasofya’nın şu an müze olarak kullanılması yasalara aykırı bir durumdur.”

Dünyanın en önde gelen anıtlardan biri olarak gösterilen; dünyanın 8. harikası olarak tanımlanan bazilika planlı bir patrik katedrali İmparator Justinianos tarafından (527-565) dönemin iki önemli Mimarı olan Tralles’li (Aydın) Anthemios ile Miletos’lu (Balat) İsidoros’a yaptırılmıştır. 23 Şubat 532’de yapımına başlanmış, 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamlanarak büyük törenlerle, 27 Aralık 537′ de ibadete açılmıştır. 916 yıl kilise olarak kalan yapı, 1453 Yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’un fethiyle camiye çevrilmiş, 482 yıl cami olarak kalmıştır. Atatürk’ün emri (!) ve Bakanlar Kurulu’nun Kararı ile ise 1935 yılında Ayasofya müze olarak kapılarını ziyarete açmıştır.

Pazartesi hariç her gün ziyaret edilebilir. Kış tarifesine göre, müzeye son giriş 16.00 olmak üzere 09.00-17.00 saatleri arasında; yaz tarifesine göre ise, müzeye son giriş 18.00 olmak üzere 09.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilmektedir. Müze Kartları gişeden temin edilebilmektedir.

Ayasofya hakkında bilinmeyenler ve gizemler:

  • Ayasofya’nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve Jüstinyen’in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.
  • Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan Üçüncü Ayasofya olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.
  • Yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Cami müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarılmış ve mozaikler yine gün ışığına çıkarılmıştır.
  • 1520’de İspanya’daki Sevilla Katedrali’nin inşaatı tamamlanana dek dünyanın en büyük katedrali unvanına bin yıl boyunca sahip olmuştur. Günümüzde yüz ölçümü bakımından dördüncü sırada gelmektedir.
  • Kubbesi “eski katedral” kubbeleri arasında çapı bakımından dördüncü büyük kubbe sayılmaktadır. Dünya’nın en uzun süreyle (15 yüzyıl) ibadet yeri olmuş yapılarından biridir.
  • Yılda yaklaşık üç milyon kişinin ziyaret ettiği Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofya yatıyor. Yalnız bir tehlike var, “Bu tabuta sakın dokunmayın” deniyor. Çünkü tabuta el sürülürse büyük bir gürültü başlıyor ve tüm bina sallanmaya başlıyormuş.
  • ABD’li araştırmacılar yaptıkları inceleme ve tespitlerde kapılar, doğramalar ve levhalarda kullanılan ağaçların meşe, ardıç ve ıhlamur ağacı oldukları ve müzenin tarihinden daha yaşlı olduklarını belgeledi.
  • Sürekli baş ağrısı çekenleri, sindirim sistemi hastalıkları olanları ve sıtmaya tutulanları yaz kış nemli olan ve terleyen direk olarak da adlandırılan sütun tedavi ediyor. Önce iki rekat namaz kılınıyor, sonra hasta avuçlarını önce bakır plakalara sonra da yüzüne sürüyor. Bu hareket üç kez tekrarlanınca hastalıklar iyi oluyor.
  • İnanca göre, Ayasofya’nın büyük bir kubbesi bir depremde yıkılınca, 300 rahip Mekke’ye gitmişler ve orada zemzem suyundan almışlar, bunu Mekke toprağı ile karıştırıp, bu sütunun altına harç olarak koymuşlar. Sütunun bu yüzden “terlediğine” inanılıyor. Bir başka inanca göre de Hızır Peygamber, parmağını Ayasofya’daki bu direğin deliğinee sokmuş ve binayı Mekke’ye yöneltmiş.
  • Ayasofya’nın içinde büyük salonun ortasında yer alan kuyunun kalp hastalığına tutulanlara şifa verdiği de uzun süredir anlatılır durur. Üç cumartesi art arda aç karnına buraya gelinir, sabah namazı kılınır ve bu sudan içilirdi.
  • Ayasofya’nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna “açılmaz kapı” deniyor. Anlatılanlara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde Rum Ortodoks Patriği yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyormuş. Osmanlı ordusu kiliseye girince, Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı bir daha açılmamış.
  • Bir de “Kapanmaz Kapı” miti var. Fetih günü, Fatih’in ordusundan biri bu kapıya öyle bir vuruş vurmuş ki, kapı yere gömülmüş ve bir daha asla açılmamış…

İstanbul’da yaşayan ve Ayasofya’yı görmeyenleri bu muhteşem yapıyı ziyarete davet ediyoruz.

 

Bir önceki yazımız olan İncirlik Üssü ve Yakılan Kuranı Kerim başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

2 Comments
  1. 13 Nisan 2014
    • 15 Nisan 2014

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir