Cin Korkusundan Böyle Kurtulabilirsiniz

Sanırım cin olgusu, İslam’ın korkulsa da en eğlenceli (!) kısmını oluşturuyor. Vakit namazlarını bile doğru dürüst hakkıyla kılamayan tipler – ki buna ben de dahilim, Kuranı Kerim’in mantığını kavramadan, İslam’ın verdiği mesajları anlamadan kendilerine göre daha ilginç gelen bu konuya yöneliyor. “Cin beni çarpar mı?” Cin seni neden çarpsın kardeşim – senin önemin ehemmiyetin ne. İnsanların daha tek boyutta çırpınırken n mistik aleme bu kadar dalma çabasını anlamak mümkün değil.

Hiç girmememizin söylendiği tehlikeli bir sokakta gece vakti dolaştığınızı düşünün. Hiçbir şey olmasa bile bilince zararı olacağı muhakkak; “Acaba başıma bir şey gelecek mi”, “Soyulur muyum” vs… Köpekler saldırabilir, soyulabilirsiniz, taciz edilebilirsiniz. Tüm bunların başınıza gelebileceğini bildiğiniz halde oraya kendi isteğinizle gittiniz öyle değil mi? Bu kanalı yakalamışken cin-cinayet mevzularını da burayla ilişkilendirebiliriz sanırım. Küre, cam, mürekkep, dizili harfler ve aynalar yoluyla hak varlıklarla iletişim kurmaya çalışmak, işte tam yukarıda bahsettiğim “karanlık sokağa” benzer. Maazallah şeytanların elinde oyuncak olursunuz. Uygun rehber ve kaidelere bağlı olmak da şarttır. Ha bağlı oldunuz sorun yok diyelim: “Ne soracaksınız, ne bekliyorsunuz…”

20. asırda Hindistan’da Gulam Ahmed isimli bir arkadaş cinlerin elinde resmen şebek olmuş. Habis ruhlar önce “sen müceddid’sin” gazını vermişler devamında iş mehdiliğe, Hz. İsa mesih olduğuna haşa “Allah bana göründü” demelere kadar varmış. Hala yolundan gidenler var. Hotbird’de uydu kanalları bile mevcut ne garip.

Gaybı bilmek kainatı yaratan yüce Allah’a mahsustur ve salise sonrasını kimse bilemez. Alimlere göre ise cinler geleceği bilmemekle birlikte; uzun sürede edindikleri tecrübeleriyle ve fiziksel özellikleriyle bilemediğimiz bazı hususlara vakıf olmaları mümkündür. Neticede yüzlerce yıl yaşadıkları söylenir. Aksini düşünmek “Sünnetullah’a” yani kadere aykırıdır. İlim irfan sahibi gerçek hocalardan değilseniz; Cin çağırarak tatmin edici cevaplar alamayacağınızı da bilmelisiniz. Bir gün önce rakı içtiğiniz sehpaya harf dizip cincilik oynamakla “gelin beni çarpın” demek arasında zerre fark yoktur. En iyi ihtimalle geceleri sesler duyar, eşyaların yerleri değişir.. Kötü ihtimalleri ise hayal gücünüze bırakıyorum.

Bu gibi işlerle hiç uğraşmadığı halde ruhsal sıkıntılar yaşayan kardeşlerime öncelikle iyi bir Nörolog’a gitmelerini öneririm. Eğer bu yazıyı okuyan kendisi değil bir yakınıysa uyaralım kişi hasta olabilir ve Epilepsi’nin bir çeşidini bünyesinde barındırabilir. Kana karışan enfeksiyonel maddelerin verebileceği zararlar da söz konusu olabilir. Sahtekar hocalara aman ha bulaşmayın. Modern Tıbbı küçümsemek ancak sefil zekaların işi olabilir. “Sana cin musallat oldu, seni cin çarptı” diyerek şartlanmışlık yaratmak hastada (!) toptan yıkıma neden olabilir dikkat.

Peygamberimiz ile görüşüp sahabe rütbesine ulaşan cinlerin olduğu bilinmekle birlikte şeytani cinler de mevcuttur. Bizler gibi yerler içerler, cinsiyetleri mevcuttur, evlenip çoğalır doğar büyür ve ölürler. İnsanlarla evlenmeleri söz konusu değildir.

“Manevi açıdan zayıf olmamız bizleri bu gibi dış etkilere açık bırakır” inancını taşıdığım için buradan ilerlemek isterim. Abdestsizlik, besmelesiz adım atılması, edep dışı davranışlar sergilenmesi, kişisel temizliğe ve ortam temizliğine dikkat edilmemesi gibi ana sebepler dış etkilere bizi açık bırakacaktır. Musibete maruz kalmak istemiyorsak, günahlardan ve günah ortamlarından uzak durmalı, dikkatli bir hayat yaşamalı ve kalenin içten fethedileceğini asla unutmamalıyız.

Hz. Âişe validemizin anlattığına göre Peygamberimiz (SAS) sabah-akşam yatağa girdiğinde üçer defa Felak, Nas surelerini okur, birbirine birleştirdiği avuçlarının içine üfler ve her defasında ellerini vücudunun erişebildiği yerlerine sürerdi. (Bkz. Buhâri, Vekâle, 10)

Olası cin korkunuza karşı sürekli Ayet el Kürsi duasını okumanızı tavsiye ederim.

 

Bir önceki yazımız olan Kıyamet Alametleri Nelerdir? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

2 Comments
  1. 08 Mayıs 2014
  2. 06 Haziran 2015

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir