Giyotinle İdam ve Hiç Duymadığın Bilgiler

İlk kez 1792’de Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için kullanılan “Ulusal Jilet” lakaplı giyotin, mahkumun başını kesmek amacıyla geliştirilen bir çeşit idam makinesidir. Öncesinde soylu kişiler; genellikle kılıçla ya da baltayla idam ediliyordu. Asılma da sıkça uygulanan bir ölüm şekliydi. 20 Mart 1792’de resmi olarak Fransa’nın idam aleti haline gelen giyotin, acı veren yakılma ve eziyetler göz önüne alındığında üstüne para verilerek tercih edilen popüler bir araçtı.


Chirurgicale Akademisinin bir üyesi olan Antoine Louis (1723-1792) konsept olarak giyotini ilk olarak gerçekleştiren insandır. Hakkında daha sonraları “Giyotinle idam edildi” dedikoduları çıkarılan Dr. Guillotine ise, aletin ve idam şeklinin kendi soyadıyla anılmasından rahatsız olmuş ve tüm ailesiyle birlikte soyadını değiştirmiştir. Guillotin’in bu icada tek katkısı, idamlara bir standart getirilmesine yönelik meclise ilgili önergeyi getirmiş olmasıdır. Hatırlarsınız buna benzer bir hikaye de Kalaşnikofla alakalı çıkacaktır. Bu arada Giyotin, ABD’de hiçbir zaman kullanılmaz. 19. yüzyılda elektrikli sandalyeye geçiş öncesinde tartışıldıysa da devreye girmemiştir.

Kelle isteyen devrimcilere 2 dakika içinde jet hızıyla bir kelle armağan eden bu alet, psikolojik etkisi nedeniyle Fransa’nın en popüler aleti haline gelir.

Monarşinin çöküşü sonrası; paranoya yılları olarak bilinen Haziran 1793 – Temmuz 1794 dönemi, “Terör Yılları” ya da kısaca “Terör” olarak adlandırılır. Politikacılardan fahişelere, asillerden halka kadar herkes her an idam edilebilirdi. “Madam Giyotin” ile tanışmak için basit bir “cumhuriyet karşıtı” ifadesi dahi yeterliydi. Tahminlere göre giyotinle idam edilenlerin sayısı 15 bin ile 40 bin kişi arasındadır. Kalabalıkların popüler eğlencesi haline gelen; ailelerin çocuklarıyla geldiği giyotin idamları döneminde idam saatlerinin yazılı olduğu programlar dahi satılmaya başlanır.

Halka açık son idam, 6 cinayetli Weidmann’dı. 17 Haziran 1939’da şu an Adalet Sarayı olan bir binada kafası kesildi. Fransa’daki son idam mahkumu ise Tunuslu gömen ve tecavüzcü Hamida Djandoubi’dir ve 10 Eylül 1977’de cezası infaz edilmiştir. Fransa’da idam cezası neredeyse dün denebilecek bir tarihte 1981’de kaldırıldı.

Giyotin ve Efsaneleri

İdamları heyecanla izleyenler, kafalar kesildikten sonra hareket eden gözler ya da oynayan ağızlar gördüklerine dair sayısız hikayeler anlattı. Hatta Charlotte Corday’in kopmuş kafasının, ensesine atılan bir tokat sonrası kızgınlık ifadesi gösterdiği bile söylenmişti. Canlı kafa dedikoduları üzerine bilim insanları çokça deney yapsa da herhangi bir tepkiyle karşılaşmadılar. Büyük ihtimalle damar büzülmesi gibi bir sebeplerden dolayı kafaların surat ifadelerinin değiştiği söylendi. Yine de bununla ilgili şüpheler devam etmektedir.

İlk kez bir piyano yapımcısına ısmarlanan bu alet, denilen o ki kafayı çoğu zaman vücuttan öyle tereyağından kıl çeker gibi ayırmazmış. Yağmurda çamurda falan paslanır, zamanla bozulurmuş ve çok kereler; iki, üç defa bıçağı yukarı kaldırıp tekrar indirmek icap edermiş ki kafa vücuttan tamamen ayrılsın. Üstelik; idam öncesi sinir sisteminin uğradığı keskin travmadan dolayı yaşanan acının boyutu çok yüksek olurmuş. Korkudan ve heyecandan kalbi son hız atan idam mahkumunun beynine normalden daha fazla kan ve oksijen gideceği için kafa koptuktan sonra uzun saniyeler hayatın devam ettiği hikayesi de bir bakıma inanılır gibi duruyor.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir