III. Selim (1789-1807) ve Nizamı Cedid

Uygun fiyatlı sosyal medya yönetim ve danışmanlık hizmeti DMM TURKEY ile başarıyı yakalayın.

1789’da tahta oturmadan evvelki kafes senelerinde topçulukla ilgili detaylı bir risale kaleme aldığı bilinen III. Selim, Nizam’ı Cedid adı verilen büyük reform uygulamasını 1792 senesinde devreye sokmuş; Nizam-ı Cedid programı kapsamında toplam 22 layiha gösterilmişti. Bunlar arasında, Defterdar Şerif Efendi, Koca Yusuf Paşa, Tatarcık Abdullah Efendi ve D’Ohsson sayılabilir. Layihalardaki ortak ifadeler, askerin, yani Yeniçeri Ocağının baştan sonra ıslahı idi. Layiha yazarlarından ocağın kadim Osmanlı kanunlarına göre yeniden teşkil edilebileceğini savunanların, gelenekçi yorumcuları; ocağa alternatif bir ordunun meydana getirilmesi önerisinin sahipleri de radikal kanadı oluşturduğu iddia edilebilir.

Devletin, Nizam-ı Cedid’in henüz oluşturulma aşamasında askerlerin ıslahı hususunda sunulan ve umumiyetle kalemiye mensupları tarafından hazırlanan layihalar arasından daha radikal düşüncelere sahip olan Reşid Efendi ile Abdullah Efendi’nin lâyihalarını benimsediği ve Yeniçerilere alternatif bir yapı, hatta, açıkça zikredilmese de, Yeniçeri Ocağını kaldırma teşebbüsü içerisine girildiği fark ediliyor. Alternatif güçlü bir ordu hazırlama niyeti sıkıntılı bir iş olup hemen akla Sultan II. Osman’ın yine aynı şekilde alternatif bir ordu yaratma teşebbüsü sonucu dramatik bir şekilde öldürülmesi hadisesini (haile-i Osmaniye) getiriyordu. Bir lâyiha yazarının, yeni tesis edilecek ordunun Anadolu ve Balkan kırsa bölgelerinden seçilecek ve düzenli talim görecek gençlerden oluşturulması yönündeki düşüncesi, ocaktaki mevcut yapılanmayı kölü değiştirmek ve yeniçerilerin baskınlığını kırmaya yönelik olmalıydı. Bir başka ifadenin yazarı ise, önceden orduda yer almamış köylü ve yetimlerin istihdamını öngörmekteydi.

Nizam-ı Cedid, dar manada bu dönemlerde uygulanan askeri reformların; geniş manada ise, III. Selim senelerinde yapılan bütün yeniliklerin genel ismiydi. Sunulan lâyihaları takip edip değerlendirme üzere tesis edilen komisyon, 72 maddeden oluşacak bir reform programı ortaya koymuştu. Olayın askerleri yahut yeniçerileri ilgilendiren hususu, talim yapılması ve “talimli asker” yetiştirilmesi isteği idi. Talimler, ateşli silahlar karşısında harp etmeyi ve yeni savaş usulleri çerçevesinde tüfeğin kullanımını anlatmayı amaçlamaktaydı. Topkapı Sarayında Ağa Yeri isimli bölümün talimhane olarak tesis edilmesi bu amaca yöneliktir.

III. Selim’in düşündüğü programı; humbaracı, lağımcı ve topçu ocaklarında, yani zabitlerin tamamında ıslahat yapılmasını içeriyordu. Bu düzenlemeler için evvela Fransız askeri uzmanlar olmak üzere yabancı teknik desteğe de şiddetle ihtiyaç vardı. Nizam-ı Cedid ekibi, Rumeli Kazaskeri İsmail Paşazade es-Seyyid İbrahim İsmet Bey, Valide Sultan Kethüdası Yusuf Ağa, Bozok Mutasarrıfı Çaparzade Süleyman Bey ve Karaman Valisi Kadı Abdurrahman Paşa gibi kişilerden müteşekkildi.

Nizam-ı Cedid programının önemli bir kısmını da deniz (donanma) gücüne yönelik ıslahatlar oluşturur. Ağır ve dolayısıyla da yavaş gemilerin yerini hafif ve hızlı gemiler alacaktı. Avrupa’dan askeri ve teknik manada ehil kişiler, Osmanlı topraklarında istihdam edildi. Yapılan hukuki değişikliklerle disiplin tesisine çalışıldı. Mühendishane-i Bahri-i Hümayun yeniden teşkilandırıldı. Ayrıca, 1795 senesinde Hasköy’de Mühendishane-i Berri-i Hümayun mektebi açıldı. Bu okulda matematik ve geometri dersleri ağırlıklı olarak verilmekteydi. Baş-müderris Abdurrahman Efendiye ek olarak; Elhac Hafız Abdullah, Hüseyin Rıfkı, Hafız Seyyid İbrahim Edhem ve İbrahim Kâmi gibi konusunda uzman kişiler bu okullarda dersler verdi. 1797’de telif ve tercüme eserler basılması amacıyla Mühendishane-i Berri-i Hümayun matbaası açıldı ve 1824 yılına kadar çalışmalarını sürdürdü; ayrıca, okul bünyesinde bir de kütüphane kuruldu.

Nizam-ı Cedid yeniliklerini mali anlamda finanse etmek amacıyla İrad-ı Cedid Hazinesi tesis edildi ve bazı gelir kalemleri yeni hazineye tahsis edildi. Hazine gelirlerinin kısa süre içinde 100 milyon kuruşa (200 bin kese) varacağı tahmin ediliyordu. İrad-ı Cedid, sadece Nizam-ı Cedid’in finansı olarak algılanacak bir yapı değildi; malikane ve esham gibi eski sistemlerin bertarafı ve meşhur timar sisteminin düzeltilmesi gibi daha geniş ölçekli bir programın bir kısmı ve parçasıydı. Askeri reformlar, sadece İstanbul’da sınırlı değildi; Anadolu’da da İstanbul’dakine benzeyecek yeniliklerin yapılması gündemdeydi. Nizam-ı Cedid düşüncesinin makro ölçüde başarı kazanması ve merkezi otoritenin sağlamlaştırılması amaçlı; imparatorluğun geniş alanında zenginlik ve gücünün zirvesinde; Tirsiniklioğlu, Tepedelenli, Cezzar, Kavalalı, Pazvandoğlu, İşkodralı, Canikli, ve gibi baskın âyanlara yönelik müdahaleler sonuçsuz kaldı. Kadılara ilişkin mülki düzenleme de netice vermeyecekti.

Ferdi gemi ticareti, yerli kumaş tercihleri gibi mali ve ticari alanlarda düşünülen yenilikler ise aynı akıbeti tadacaktı. Amaçlanan, âyanların adilce ve halkça seçilmesi, kadıların ise idari ve adli işlerinin ayrıştırılması idi. III. Selim’in yerli kumaş kullanılması ve ithalatın azaltılması için sadrazama iletiiği emir dikkat çeker: “Ben daima İstanbulkârî, Ankarakârî kumaş severim, devlet ricalim ise hâlâ Hindkârî ve İrankâri kumaş giymekte. Memleket kumaşları severlerse, memleket malı revaç bulacaktır.” III. Selim’in Osmanlının etrafındaki dünya ile ilişkisi açısından belki de en mühim atağı, 1793 senesinde Londra ve 1797’de Paris, Viyana ve Berlin’de daimi ikamet elçiliklerin açılmasıydı. Bu elçiliklerle, Osmanlı yerli kişilerinin Avrupa dilleri ve kültürlerine hakim olması; hızlı ve güvenilir bilgi edinmenin sağlanmasıyla da Osmanlı dış siyasetinin etkin halde yürütülmesi amaçlanıyordu.

O yıllara ilişkin en mühim yeniliklerden biri de “Avrupa tüccarı” gibi bir uygulamaydı. Bu uygulamayla, Müslüman olmayan Osmanlı tüccarlarına Avrupalı rakibi gibi ticaret hakkı tanındı. Avrupa tüccarı beratı bu kesime şüphesiz bir himmet olarak değil, esnafın yaratmış olduğu alanın zorunlu bir sonucu olarak sunulmuştu. Devlet, kendi uyruğundaki bu tüccar kısmının kapitülasyonların yabancılara sunduğu haklardan yararlanma amacıyla yabancı memleketlerin vatandaşlığına geçmemeleri için böyle bir uygulamayı seçmişti. Böylece, gayrimüslim tüccarı berat üzerinden kendisine bağlayıp faaliyetlerini Osmanlı tebaası adıyla sürdürmelerini sağlamak istedi. III. Selim’in, özellikle yangınların yarattığı tahribatın izlerini gidermek için İstanbul’un imarı için çabaladığıda  biliniyor. Nevşehirli Damad İbrahim Paşa senelerinin popüler yapısı Kâğıthane’deki Sâdâbâd Köşkü’nü canlandırma projesi bu kapsamda incelenebilir. Esasen Sâdâbâd Köşkü popülaritesini hiçbir zaman yitirmedi. 1730 ve sonraki yıllarda çeşitli heyetlerin burada ağırlandığı düşünüldüğünde, 1730’daki isyanda köşkün tamamen yıkıldığı algısının doğru olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde, ayrıca, yangınlardan korunabilmek amacıyla; Laleli, Süleymaniye, Nuruosmaniye ve Bayezid camilerinin avlularına su havuzlarının yapıldığı ve 1795’te Hasır İskelesinde meydana gelen yangın sonrasında ise bir imar nizamının devreye sokulduğu biliniyor.

Uygun fiyatlı sosyal medya yönetim ve danışmanlık hizmeti DMM TURKEY ile başarıyı yakalayın.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim
Kategoriler