Kadavralar Hakkında Hiç Duymadığın Bilgiler

Tıbbi ve eğitim araştırmalarda, anatomi derslerinde incelenmek amacıyla uzun yıllar muhafaza edilen ölülere kadavra diyoruz. Tabi akademik ceset olabilmek için de belli şartlar aranıyor. Aşırı kilolu, yaşlı, çok uzun veya kısa olmamak gibi. Kadavralar, bir fani olarak hayatta oldukları süre içinde birçok hasar görüp, hastalıklardan dolayı yıpranabilirler. Bu tip çeşitli darbeler ve hastalıklarla yıpranmış organlar çoğu zaman kesin sonuçlar verememekte.

Dolayısıyla “kadavra olabilmek” için nelere gerekli sorusunu kabaca şöyle cevaplayabiliriz: “Genç, sağlıklı, hasar görmemiş ve vücut bütünlüğü yerinde olan bedenler.”

Tabi ülkemizde mevtayı hemen defnetmek dini bir gereklilik olduğu için ve sosyal tabular da düşünüldüğünde kadavralar genellikle evsizlerden seçiliyor. Tabi çoğu zaman bedenini otopsi vs amaçlı tıbbiyeye bağışlamak isteyenler de yok değil. Onlar için de yukarıda saydığımız şartlar listesi devreye giriyor. Şunu da vurgulamak gerek, öğrenciler kadavranın başına gelip; “A ölü demek böyle oluyor hım…” deyip dönüp gitmiyorlar. Hocalar eşliğinde ölü kesile biçile didikleniyor parça parça koparılıyor ve çoğu zaman isimler bile takılıyor. Yıllarca kullanılıp parçalandıktan sonra da organsız olarak gömülüyor elbet.

Kadavra kelime olarak dilimize, İtalyanca’daki cadavere sözcüğünden geçmiştir. Naaş sözcüğü törenlerle ilişkilidir ve konumuzla pek alakalı değildir. Ayrıca tıbbi amaçlarla faydalanılan hayvan ölüleri için de kadavra sözcüğünün kullanabildiğini görmekteyiz.

kadavra nedir

Kadavralar; anatomi derslerine ek olarak, çarpışma testleri veya adli tıbbın çürüme etkileri testlerinde de kullanılır.

Kadavra Nasıl Hazırlanır?

Ölümden 2 saat sonra şah damarından kan miktarına eşit formal vücuda verilir. Vücudun çabucak sertleşmesini sağlayacak bu bileşim; 2 litre su, 2 litre formal, 2 litre alkol şeklindedir. Bir sonraki adım ise bedenin formal havuzuna yatırılmasıdır. Havuzda minimum 6 ay bekletilir. Bu süre sonunda ölü beden kadavra olarak kullanılmak için hazır hale gelmektedir. Organ ve doku alınışı, nakli ve saklanması ile ilgili 2238 sayılı kanunun hükümlerince ilerlenir. Yataklı tedavi merkezlerinde ölen veya bunların morglarına getirilen ve kimsenin sahip çıkmadığı ve adli kovuşturma altında olmayan cesetler, aksine bir vasiyet bulunmadığı takdirde 6 aya kadar muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yüksek öğretim kurumlarına verilebilirler.

Kadavralar sadece insanlardan seçilmiyor elbet. Veterinerlik fakültesi öğrencileri de çeşitli hayvanları incelemek amacıyla ölü hayvanlardan yararlanıyor. Ülkemizde kadavra sıkıntısı çekildiği de bir gerçek. 2012 itibariyle 80 öğrenciye tek kadavra düşüyormuş ki bu sayı çok az. Ülkemizdeki çoğu doktor adayı bu imkansızlıklar nedeniyle maketler üzerinde çalışarak gerçek hastaları ameliyat edecek yeterliliğe gelmeyi ummakta. Sıkıntı öyle bir hal almış ki yurt dışından kadavra ithal etmeyi bile düşünmüşüz. Hatta edilmiş. Taptaze, henüz bistüri vurulmamış bir kadavra bulmak, yerde yatan 200 lira bulmak kadar zormuş bu ülkede.

kadavralar

Almanya’da organ ve benzeri bağışlar yaygın olduğu için neredeyse her öğrenciye bir kadavra düşüyor. Bizde ise Dicle Üniversitesinin uzun yıllardır atıl olan ‘kadavra laboratuvarına’ 2013’te tekrar kavuştuğunu görmek acı verici. Üstelik törenle açılmış.

Kadavranın başına gelen eğitmenler, bu sahneye ilk kez tanık olacak öğrencilerinin kadavralara saygı duymasını sağlamak ve sululuğu engellemek amacıyla duygusal bir konuşma yapar. Marmara ve Düzce depremindeki kayıpların bir süre kadavra olarak kullanıldığı, kadavra satışlarında büyük karlar elde edildiği veya çok güzel vücutlu olduklarından dolayı kullanılmaya kıyılamayan kadavraların depolarda bekletildiği hikayeleri ise; daha çok şehir efsanesi gibi dursa da, ülkemiz gerçekleri düşünüldüğünde akla yatkın gibi gözüküyor. Bu arada yasalarımıza göre; beden öldükten sonra akrabalarınızdan biri “yok biz onu gömeceğiz” dediğinde, siz ne kadar gerekli belgeleri imzalamış da olsanız fakülte cesedinizi alamıyor belirtelim.

Osmanlı’da aydınlanma yıllarına kadar; şerri hukuk gereğince ölü üzerinde cenaze işlemi dışında bir işlem yapılması yasaktı. Tıp eğitimi – balmumu modeller üzerinde yapılırdı. “Bir kişinin ölüyken kemiğini kırmak, diriyken kırmak gibidir.” fıkhı üzerinden Tanzimat dönemine kadar gelinir. Bu yıllardan sonra ise kimsesiz köleler üzerinden kadavralar bulunmaya başlanır.

Kadavranın Dini Hükmü

Müslümanlarca savaşta öldürülenler yani çoğu gayri müslim askerlerin cesetlerine dahi dokunulmamasına gayret edilir. Onlar için bile müsle, (yani ölü bedeni kesip doğramak, organlarını keserek iç organları çıkarmak) yasaktır. Müsle yani Türkçesiyle işkence Uhud harbi sonrası yasaklanmıştır.  İnsanın dirisi gibi ölüsüne de hürmet edilmelidir. Zamanımızda eğer şartlar müsaitse, kadavra yerine plastik benzerleri kullanmak uygun olacaktır. Ölü beden üzerindeki çalışmalar esnasında ya da çalışmalar bittikten sonra, insana olan saygıya özen gösterilmeli ve cesetler usulüne uygun olarak toprağa verilmelidir.

Kadavralar Hakkında Hiç Duymadığın Bilgiler başlıklı bu yazımız biraz korkutucu olsa da sizlere; kadavralar havuzu, kadavralar nasıl yapılır, kadavranın saklandığı sıvı, kadavralar müzesi, bebek kadavralar, kadavralar ne kadar kullanılır, tıp fakültesi gerçek kadavralar, kadavrası olan üniversiteler arama sonuçlarıyla alakalı bilgiler ve bu arama sonuçlarına karşılık gelebilecek veriler toparlamaya gayret ettik umarım beğenirsiniz ve yorumlarınızı paylaşırsınız.

Bir önceki yazımız olan Hz. Muhammed'in Bahsettiği Tehlike: Fırat'ın Altınları başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir