Menemen Olayı Nedir? Asteğmen Kubilay Nasıl Şehit Edildi?

Tatlıcı Hüseyin’in evinde yapılan bir kaç günlük zikir toplantısı sonrasında Mehdi olduğuna iyice inanan ve durumunu halka açıklamak isteyen Derviş Mehmet ve beraberindekiler Menemen’e gitmeye karar verirler. Planları da hazırdır. Karşılarına çıkanları dine davet edecekler, Nakşibendi Şeyhi Saffet Hocayı burada dinledikten sonra, İstanbul Erenköy’de yaşayan bir başka Nakşibendi Şeyhi Erbilli Esat Hoca ve diğer önemli kişilere telgraf çekecekler, ardından başkenti işgal ederek, 1925’te kapatılan tekkeleri yeniden açacaklardı. Sayıları onu bulmayan ‘Şeriat Ordusunun uyuşturucunun da etkisiyle hedefleri büyüktü: Ankara’dan Çin’e kadar her memleketi Müslüman yaptıktan sonra Avrupa’yı şeriata davet edecek, Derviş Mehmet’i de Halife olarak ilan edeceklerdi.

6 Aralık 1930 günü Menemen’e doğru yola çıkarlar. Yanlarında Fransız filintası ve dağ bıçağından başka bir şey yoktur. Gruptan üç kişi henüz 20’li yaşlarında bile değildir.  Eshab-ı Kehf’in köpeğinden esinlenerek yanlarındaki köpeğe Kıtmir ismini takarlar. İnanışa göre bu köpek Mehdinin yardımcısı olacaktır. 4 Mehmet’ten ilki Derviş Mehmet’tir ve beraberinde şu kişiler vardır; Şamdan, Sütçü ve Emrullahoğlu Mehmet, Çakıroğlu Ramazan, Nalıncı ve Alioğlu Hasan. Yolculuk esnasında Çakıroğlu Ramazan, kafası yerine gelince gruptan kaçarak Manisa’ya döner. Kalanlar yolda Bozalan Köyünde mola verirler ve yine esrarlı sigaraları ile 15 gün daha zikir çekerler. 23 Aralık sabahı Menemen’e gireceklerdir. Doğruca Müftü Cami önüne giderler.

Burada sabah namazı kılan esrarkeşler camiden çıkar ve planladıkları gibi Derviş Mehmet mehdiliğini ilan ederler. Nalıncı Hasan denen meczup, yol üzerinde mola verdikleri Musabey Köyü’nün camisinden bazılarına göre ise sabah namazı kıldıkları caminin mihrabından aldığı yeşil sancakla ortalığa atılır. Gruptan kalanlar zikre devam ederken Mehdi olduğunu iddia eden Derviş Mehmet olanları izleyen halkı etkileyebilmek için 70 bin kişilik ordunun Halife Abdülmecid eşliğinde uzakta beklediğini söyler. Halk öğle namazına kadar Sancak-ı Şerif altında toplanmazsa kılıçtan geçirilecektir. 100 kişi gibi azımsanmayacak bir kalabalık sancak altında toplanır. 

Şapka giyenlerin kafir olduğu, ilerde fese ve şeriata dönüleceğini haykırarak Belediye Meydanı’na doğru ilerlerler, planlarına sadık kalarak Hoca Saffet Efendiyi de evinde ziyaret ederler ancak bekledikleri desteği alamayınca yollarına devam ederler. Meydanda oldukları sırada Arabacı Hüseyin adlı bir işçiye çukur kazdırarak sancağı sabitlerler. Bir yandan toplananları tehdit ederek bağırıyor bir yandan da haykırarak bayrağın etrafında dönmektedirler.

Kolluk kuvvetlerinin hadiseye ilk tepkisi jandarma eri ve yazıcı Ali Efendi ve beraberindeki dört jandarma askerinin Derviş Mehmet’e ne istediğini sormasıyla gerçekleşti. Top ve kurşunun kendisine işlemeyeceğini iddia eden Derviş Mehmet derhal kumandana haber verilmesini ister. Şaşkın jandarma eri Ali, Derviş Mehmet’in istediğini yaparak amiri Yüzbaşı Fahri Bey’in evine kadar gitti. “Ne istiyorsunuz?” sorusuyla yetinen yüzbaşıya sahte Mehdinin cevabı; “Ben şeriatı ilan ediyorum mehdiyim, kimse bana mukavemet edemez, çekil yolumuzdan!” oldu. “Hadi dağılın!, Biz de Müslümanız” demekten öteye gidemeyen Fahri yüzbaşı kalabalığı da görünce korkarak makamına döndü. Resmi ifadeler incelendiğinde, adı evraklarda geçmeyen bir yüzbaşının daha kalabalığın dağılmasını istediği ancak onun da geri çekildiğine rastlanır.

Bu kez Yedek Asteğmen Kubilay’ı görevlendirirler. Komutan yardımcısı Albay Nihat Bey böylesine önemli bir vazifeyi 24 yaşındaki Mustafa Fehmi’ye verir. Girit göçmeni muhacir bir ailenin evladı Kubilay evlidir ve 1,5 yaşlarında bir oğlu (Vedat Aktuğ) vardır. 1984’te aramızdan ayrılacak Vedat Aktuğ’u kimse hatırlamaz. O senelerde çok popüler olan Türkçülük akımın tesiriyle İzmir Erkek Öğretmen Okulu yıllarından beri Kubilay adını kullanmaktadır. Zabıtlarda ismine Koplay Bey şeklinde de rastlıyoruz. Az konuşan, okumayı seven, milli konularda titiz ve duyguludur Kubilay.

Silahsız ve mermisiz Asteğmen Kubilay ve idaresindeki 30’a yakın acemi asker meydan yakınlarında süngü takar. Buna rağmen kalabalığa doğru yürüyerek sert bir ikazla teslim olmalarını emreder. “Ben şeriatı size gösteririm” diye bağırarak Derviş Mehmet’e sağlam bir şamar attığı ifade edilir. Bu esnada bir silah sesi duyulacak Asteğmen Kubilay topuğundan vurulacaktır. Bazı tanıklar, vurulmasından sonra Kubilay’ın önce hükumet konağına girmeye çalıştığını kapı kapalı ya da kapatıldığı için cami avlusuna doğru gittiğini belirtecektir. Tek el silah sesi manevra mermili ve süngülü askerleri olay yerinden kaçırmaya yeter. Kubilay artık yalnızdır. Bu sırada bir el daha arkasından ateş edilse de isabet ettiremezler. Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet ile beraber acı içinde yatan Kubilay’ın yanına gider. Şamdan Mehmet ise testere ağızlı bağ bıçağını torbasından çıkartır. Başına geleceklerin az çok farkında olan asteğmen “Öldürmeyin beni, yapmayın. Ben de Müslümanım!” diye bağırır. “Dur seni ensenden keselim de gözün görmesin!” diyen Derviş Mehmet, kısa bir mücadele sonrasında (İsmet Paşa’nın TBMM ifadelerine göre 20 dakikada) asteğmenin başını gövdesinden ayırır. 1 Ocak 1931’te yayımlanan Cumhuriyet gazetesine göre bu olayı izleyen 30 kadar kişi tepki dahi vermez.

Asteğmenin kesik başı ile meydana geri dönen Derviş Mehmet, elinde salladığı kesik başı daha önce diktikleri sancağın üzerine sabitlemek istemiş ancak başaramamıştı. Tanıklara göre kırmızı bir kurdele ya da ip getirilir. Bu şekilde kesik baş direğe sabitlenebilecektir. Kalabalık izledikleri bu sahneyi alkışlar, mahalle bekçisi Hasan ve Şevki olay yerine koşmalarına rağmen öldürülürler. Alaydan gelen askerler ise her şey bittikten sonra yetişir. Grubun üzerine mitralyöz ile ateş açılır, geri vites yapan Menemen halkı bu sefer de askerleri alkışlamaktadır. Mehdi Derviş Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürülür, Emrullahoğlu Mehmet Emin yaralanır. Nalıncı ve Alioğlu Hasan kaçar ancak 26 Aralık’ta yakalanarak Menemen’e getirilirler.

Bazı iddialara göre toplantı anındaki sinirle, “Menemeni haritadan silin!” emri verir. Yine iddiaya göre emrinden ertesi gün vazgeçip şu açıklamayı yapar: “Böyle emirler verirsem uygulamayın ve daha sonra bir kez daha sorun.”

27 Aralıkta Dolmabahçe Sarayında kalan Mustafa Kemal ziyaret edilerek alınacak tedbirler planlanır. 28 Aralık günü Mustafa Kemal Atatürk, orduya hitap eden mesajında Kubilay’ın vahşice katledilişinin Cumhuriyete yönelik bir saldırı olduğunun altını çizer. 1 Ocak 1931 tarihli Meclis celsesinde, Menemen’e ek olarak, Balıkesir ve Manisa’da da sıkıyönetim ilan edilir. Sıkıyönetim Amirliği’ne İkinci Ordu Müfettişi Orgeneral Fahrettin Altay Paşa, Divan-ı Harbi Reisliğine de Birinci Kolordu Kumandan Vekili Tümgeneral Mustafa Muğlalı Paşa getirilir. 6 Ocak 1931’de Muğlalı Mustafa Paşa ve üyeler mahkemenin yapılacağı ve hadiseden sonra Kubilay Mektebi adı verilecek Zafer İlkokulu’na yerleştiler. 7 Ocak’tan itibaren ilçeye giriş çıkışlar izne bağlandı. Gece uygulanacak sokağa çıkma yasağına ve dur ihtarına uymayanlar kurşuna dizilecekti. Kutlama, toplantı, düğün, sünnet benzeri her türlü tören yasaklandı. Gazeteler, haberleşme, nakliyat ve para değiş tokuşu sansürlendi. Türkçe ve kısa yazılacak mektuplar postaya açık şekilde verilecekti.

Bu arada Harp Mahkemesi hazırlıkları da tamamlandı. Muğlalı Paşa’ya göre hadisenin temelinde devrimleri içine sindiremeyen Nakşibendi Tarikatı vardı. Derhal gözaltı ve tutuklamalara başlandı. İstanbul’dan Hopa’ya kadar tutuklamalar uzandı. 84 yaşındaki Erbilli Şeyh Esad ile kendisi gibi İstanbul’da yaşayan 64 yaşındaki oğlu Mehmet Ali de tutuklananlar arasındaydı. Yahudi tüccar Hayimoğlu Jozef’in suçu ise el çırpmaktı. 8 Mart 1931’de Menemen’de sıkıyönetim sona erinceye kadar tutuklamalar devam edecek, 2.200 kişi sorgulanacak, 606 kişi yargılanacaktı.

25 Ocak’ta mahkeme kararları açıklandı. 37 kişi idam edilecek, 41 kişi hapis yatacaktı. Evini açanlar, silah temin edenler, tütün veya ip satanlar, direk dikenler, el çırpanlar bile idam cezası alacaktı. Hadisenin başında ayrılıp Manisa’ya dönen Çakıroğlu Ramazan dahi idama mahkum edilecekti.  Altı kişinin ise yaşları nedeniyle idam cezaları 15 ve 24 sene hapse çevrildi. Cezası 24 yıl hapse çevrilenlerden 84 yaşındaki Erbilli Esat, hastalığı dolayısıyla yattığı Askeri Hastahane’de öldü.

İdamlar sabaha karşı 02.30’da 4 Şubat 1931’de, ilçenin değişik bölgelerinde gerçekleştirildi. Yaftaları sabitlenmiş asilerin bir kısmı 09.30’a kadar, bir bölümü 12.00’ye kadar darağaçlarında tutuldular. (İdamlıklardan biri götürülürken karanlıktan faydalanarak kaçmıştı. 17 Şubat’ta köylüler tarafından jandarmaya teslim edildi ertesi sabah o da asıldı.) Mustafa Kemal Atatürk 31 Ocak-4 Şubat 1931 tarihleri arasında İzmir, Aydın ve Denizli’yi kapsayan bir gezideydi. Dolayısıyla idamlar sırasında bölgedeydi.

Bir önceki yazımız olan Sümela Manastırı Hakkında Detaylı Bilgiler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir